• Turkish (Turkiye)
  • English (United Kingdom)

K. T. Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın Su Konusunun Yönetimi ile İlgili Basın Açıklaması

 

 

 

Su konusu 2010 yılında TC – KKTC taraflarının imzaladığı çerçeve anlaşmasının ardından sık sık gündemimize girdi. Bu günlerde ise gündemimizin ilk sıralarına oturdu. Nedeni de 2010 yılında imzalanmış olan çerçeve anlaşmasında veya daha sonra yapılan görüşmelerde suyun nasıl yönetileceğinin açıkta bırakılmasından kaynaklanıyor. 2010 yılından bugüne geçen sürede yatırım büyük ölçüde tamamlandı. Su, Geçitköy Barajı’na akmaya başlamış, köylere kadar şebekeler döşenmiş, kurulan sistemin testleri yapılmıştır. Ancak gelin görün ki, sistemin işlemesi için düğmeye basma noktasında sıkıntılar ortaya çıkmıştır. O kadar ki, gündemin ilk sıralarının ötesinde su konusu kriz konusu olup çıkmıştır. TC farklı öneriler geliştirmekle birlikte en nihayetinde suyun yönetiminin iplerini elinde tutmak istiyor. Sayın Davutoğlu’nun en son ziyaretinde söylediği gibi su konusunun “stratejik, psikolojik” olduğunu vurgulama ihtiyacı içine giriliyor. Peki ama ya KKTC tarafı için, kuzeyde yaşayan toplum için konu çok mu farklı? Suyu dahi yönetemeyen bir toplumun psikolojisi ne olur? Bu konu da bir toplum için stratejik değil mi?

Belki de daha kötüsü yönetim işinin, idare etme işinin; genetikmiş, doğuştan kaynaklı, toplumlara göre değişen bir şeymiş gibi yapamayacağımız iddialarının arkasına saklanılmış olmasıdır. O zaman da “kardeşlik varsa gelin yardımcı olun, yapalım” demekten başka bir yol yok. Bu ülkede, bu topraklarda, dünyada varlığımız olacaksa, “kardeşlik ilişkilerinin gereğini yapın” demek düşüyor bize. Aksi halde yönetemeyen toplumların ne olduğunu herkes bilir. Odamız, su ile ilgili yaşanan tartışmaların çözüm umudunun yeniden ayağa kalkmakta olduğu bir dönemde alevlenmesini, Kıbrıs Türk toplumunu masada eşit taraf olarak ciddi ciddi sorgulatır pozisyona soktuğunu ayrıca belirtme ihtiyacı duyar.

Bir şey daha; su yönetiminin nasıl olacağının hükümet programında ifadesini bulduğu biliniyor. Belediyelerimizin de bu konuda tavrı aşikardır. Buna rağmen TC tarafının ısrarcı olması, buna karşı çıkması, bağımlılık ilişkilerinin bugün geldiği nokta itibariyle belki kendi aramızda çözülmemiz ve TC’nin nihayette talebinin galebe çalmasıyla sonuçlanabilir. Ancak bu tarz bir ilişki kime ne kazandırır? Ülkenin demokrasisini, varlığımızın tanınmasını geçtik, bugüne kadar ayağa kalkmak, kendimize yetmek için programlar, protokoller için savunduğumuz tezler ne olacak?

Sonuç olarak su yönetiminin KKTC tarafında olmasının dışındaki bir seçenek, ilişkilerde derin yaralar açmaya “işe yaramaz toplum” görüntüsünün daha da ileri taşınmasına neden olur ki, iki ülke arasındaki ilişkiler açısından tahribatın geriye dönülmez biçimde onarılamaz bir noktaya taşınmasına neden olacaktır.

  

Guests Online

Today19
All71253

Currently are 56 guests online

Do you like our web site